kıskanmak ve özel alana saygının farkı

kıskanmak ile özel alana saygı kavramlarının çokça karıştırıldığını düşünüyorum. özel alana karışmamak, saygı duymak lazım. erkekler ve kadinlar “kıskanıyorum” adı altında partnerlerinin özel alanına saygı duymamaları, kendi haddini bilmemeleri “kıskanmanın” anlamı ve değerini de malesef değiştirmiş.

tabi aşkım mahmut senin özel alanın onlarda kalabilirsin.

karşınızdaki insana bu ikisi arasındaki farkı ayırt edebilmesi ve mesafeyi koruması için gereken ince çizgiyi sizin hissettirmeniz gerekiyor. yoksa bakın şöyle bir etrafınıza, herkes yılışık ve yapışık olmuş geziyor.

“kıskanma ve özel alana saygı”da kıyaslanabilme potansiyeli gören yazarın başlığı. kafam karıştı açıkçası, doğru kelimeler kullanılmamış gibi.

özel alan adı altında yedek kulübesini dolduran bir sevgiliniz varsa net bir şekilde aradaki farkı görebilirsiniz. kadın erkek fark etmiyor bu. kıskanmak insani bir duygu sizler de insansınız. bunu aşabilmek için partnerin sizin içinizde şüphelere yol açmayacak bir takım eylemlerde bulunması fena olmaz. net bir çizgi çekilmesi lazım bazı durumlarda. tabi obsesif bir kıskançlıktan bahsetmiyorum bu senaryoda. makul bir kıskanma duygusu için dedim.

ilişkinin stabilitesi için elzemdir.

bir insan sevdiği bir insanı tabii ki kıskanır fakat belirli bir ölçüsü olduğu sürece bu kıskanma durumu geçerlidir. örneğin sırf kıskandığı için karşısındaki insanın özgürlüğüne bir kısıtlama getirme isteği duyuyorsa bu kıskançlık hastalık derecesindedir, böyle yapan insanları da zaten her gün gerek haberlerde gerek yaşantımızda görüyoruz. türkiye’ nin çoğu böyle çünkü.

özel alana müdahalenin temelinde de obsesyonel kıskançlığın temelinde de güvensizlik vardır, ikisi bu noktada biraz benzeşebilir.
aslında, bu konular biraz karışık ve tek cevabı olmayan konular bence, bazen “özel alana” çok saygı duyarsınız sonra bir bakarsınız ki kendinize bir dünya kurmuşsunuz orada yaşamışsınız güzel güzel, dünya farklı dönüyormuş.
konumuza dönersek, “ideal durumda” özel alana müdahale ihtiyacı duyduğunuz kadar güvenmediğiniz bir insanla beraber olmayınız , obsesyona dönüşmemiş dozunda bir kıskançlık da ilişkilerin biraz doğasında, olmaması eşyanın tabiatına aykırı.

her şeyin dozunu ayarlamak gerekiyor.. evet kıskanırım ki bu ilişkinin doğasında yok mudur? güvenmemek değil kesinlikle.. bi başkasının sevdiceğime farklı gözle baktığını hissedersem ben benlikten çıkarım net.o da “ama o kız benlm kardeşim gibi” derse onu da çıkarırım insanlıktan yok ben baya kıskancım bee fakat onun da hayatını kısıtlamam yani..ee napsın bu adam o zaman gitsin çay içsin bari ne yapalım

kıskanabilirsiniz ama bu kişinin telefonuna, kişisel eşyalarına dokunma hakkı vermez size.

onun özgürlüğünün başladığı yerde sizinki biter. fark budur.

herkes medeni olmalı ve herkes ilişkisinde olması gerekeni yaşamalı ya da yaşamaya çalışmalı adı altında bir dayatma var sürekli.

mesela; bu konuda ‘saygı’ çerçevesinde kıskançlıklarımı baskılayabileceğimi düşünmüyorum dahası bunu baskılamayı yani kontrollü kıskanma çerçevesine sığdırmayı düşünmüyorum. ben böyle yaşardım, özel alana saygı benim rahatsız olduğum noktada biter. özel alan insana istediği gibi takilabilme özgürlüğü vermez, görünürde tek eşli olup diğer alanda istediği karşı cinsle, istediği profilde iletişim kurma özgürlüğünü isteyenlerin genel beyanı bu oluyor nedense!!

edit: imlâ.

john lennon’ı kıskanabilirsiniz, ama kıskandığınız için onu öldüremezsiniz.

hayatımda biri varsa tabii ki de onu bir yere kadar yaşantıma dahil etmeliyim – ama bir yere kadar – çok klasik bir örnek, telefon. karıştıramaz mesela karıştırtmam. çünkü bu özeldir. bana güvenmiyorsa o onun sorunudur ama eğer güvenini kıracak bir şey yaptıysam karşı taraf ısrarcı olmakta haklı olabilir. yani kısacası telefon konusu istisnalar dısında özel alandır bence. ıstisnalar da kıskanclık ve güvensizlik noktanda ortaya cıkar.

entry girmek için giriş yapmalısın.